25 Aralık 2009 Cuma

photoshop, cay, illustrator, rgb, cmyk, gece...















ofisin kapisindan geliyor bu foto. sormadim kimin icadi ama guzel de duruyor manhattan in ortasinda inadina muhalefet dercesine...















ilginc bir christmas hediyesi aldim. bunun aynisinin cumaya gittim gelicem versiyonu tasarlamayi dusunuyorum. uzerinde namaz saatlerinin oldugu yesil versiyonunu (konya edition)
yapip parayi bulma ihtimalimi sevdim.















gelelim konu basligimiza.
evet arkadasim evi home office formatina cevirdim ve yemek odasini hard core sekilde kullanmaktayim. ayrica ev arkadaslarimdan birine bu gece facebookta rastladim 4 gundur gormuyordum ve adam msg atip hoca ben 3-4 gun daha ohio dayim dedi. ulan ne zaman gittin diye de sormak istedim, dedim bosver happy christmas de gec boylesine. neyse geceleri calisma moduna gectim ve sanirsam verimli oluyor. uzun zamandir uzerimde bir agirlik var yavas is yapiyorum. ama asiyorum sanirsam.
ayrica siz sevenlerim icin geliyor
uykuu biraz uykuu butun istedigim buyduuu
new york new york
:P


az icin
e.


14 Aralık 2009 Pazartesi

cay sicakligi, kekik kokusu, ekmek doygunlugu

evet sayin seyirciler istanbuldan bekledigim kargo geldi ve icinden tabiki ozel siparisim olan cay ve caydanlik cikti. insan yasadigi evde yeni demlenmis cay kokusunu almadan oraya alisamiyo sanirsam. simdi oldu. evet sayin seyirciler simdi mutfagi daha bir benimsedim. artik taze cay kokuyor. bu tarz ayrintlarindan bahsederken basliktada ortacgile selam ettigimi hatirlatmak isterim. daha sonra yine yazarim cunku cayim soguyor...

e.

7 Aralık 2009 Pazartesi

yavas yavas

yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.

yavaş yavaş ölürler,
izzetinefislerini yıkanlar
hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

yavaş yavaş ölürler
ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.

pablo neruda

hayat






























ilginc bir hayat su yasadigimiz sey. ruzgara kapilmis gibi bir o yana bir buyana savrulmak.
bu aralar onun tadini cikartiyorum diyebilirim. lise 1 de okulun ilk gunundeki halim geldi aklima. tozlu ahsap kokulu sinifta henuz sakali cikmamis saclari tarali kisa boylu biri olarak mal mal cevreye bakiniyordum. ilginc dedigim gibi hayat. nerde ne zaman ne yasatacagi belli olmuyor insana.
misal bugun metroda rastladigim enerjik turk gencleri nasilsa kimse duymaz diye aralarinda bagira bagira konusurken sesizce dinlemek gayet zevk verdi. hayir guzel kizim ben italyan veya ispanyol degilim yanildin, istasyona gelip turkce iyi aksamlar demenin zevki paha bicilemezdi. master card oh yeahh !
gelelim yukaridaki fotograflara. cubali bir grup gelip ahanda kullanmadiginiz cep telefonlarinizi cubaya yolluyoruz dedi ve ayak ustu su kagidi tutusturdu elimize. guzel kardesim ordaki amerikalilar bile bu fikri sacma bulurken boyle bir salak atraksyonu nasil kendi memleketine yaparsin. yuh. cep telefonuyla insanlar mutlu olsaydi inan ki turkiye wonderland olurdu...
diger fotografta rhodes denen cennetten cikma enstruman. ya da efsane. var boyle bir sey ve bu ses insani baska diyarlara sevkediyo. insanin aklini basindan aliyor. yada ben cok hassasim seslere karsi bilemicem ama duyarsiz kalabilen insan olabilecegini sanmiyorum soz konusu rhodes olunca. fotograf yine oyle bir andan geliyor. patronum caliyor fotografta.
dedigim gibi hayatin insani nereye getirecegi belli olmuyor. kendimi gecen gun sex pistols icin flyer tasarlarken buldum. ilginc bir tecrubeydi ve zevkliydi allah icin. saka maka liseden mezun olali 10 yil olmus simdi yazarken farkettim. yazarim yine biseyler buraya. irtibati kopartmayin, hic bir seyi ertelemeyin.

e.

21 Kasım 2009 Cumartesi

okuyucu mektuplari

ne zamandir ihmal ediyorum bu blogu farkindayim ama hosgorun cok yogunum. malesef burokratik islemlere takildim son zamanlarda. turkiyedeki bankam bazi belgeler icin islak imza istedi bende onlari cok sevdigim icin kiramadim atladim ucaga turkiyeye gidip aldim evraklari. biryandanda cay ikram ettiler oh yeah!
oh yeah tabi, canim cikti super zeka insanlarla ugrasmaktan. new yorktan nasil imzaliyamiyacagimi izah etmem saat farkindan dolayi 2 geceme mal oldu. ama cok sukur hallettim sayin seyirciler.
biraz kizdigim noktalar var onlardan bahsetmek istiyorum sizlere. yurtdisinda olunca insan sikayetci olamiyor arkadaslarina, ailesine karsi. oyle bir hakkiniz yokmus gibi davraniliyor ve akabinde su lafi soylucek biri cikiyor "sen istedin gitmeyi" acikcasi yurtdisinda yasayan bir cok arkadasim ayni dertten muzdarip. inan kolay degil buralar sevgili okur. ikinci bir sikayetim yine her dakka eglendigimi sanan arkadaslar hakkinda. iyi geceler dedikten sonra hadi sana iyi eglenceler diyen arkadasim biliyor musun o gun cebimde 5 dolarim vardi sadece? ;)
neyse sikayetci degilim bu durumdan bu arada yanlis anlasilmasin gulup geciyo insan bir zaman sonra. onemli olanin birseyler uretebilmek oldugunu ilk idrak ettigim yaslara dondum. artik daha fazla uretmek istiyorum ve yorulmak istemiyorum. ve bundan zevk aliyorum.

seviyorum sizleri.